top of page

Yeteneği gerçekten çeken tek şey var: yeni nesil bir kültür

  • 28 Oca
  • 3 dakikada okunur

Yeteneği merkeze alan kültürlere sahip şirketler, gerçekten en iyi yetenekleri kendine çekiyor. Güçlü yetenekler, müşteriler ve hissedarlar için değer yaratıyor; güçlü performans ise sonunda herkes için yeni fırsatların önünü açıyor. O hâlde şunu varsayabilir miyiz: Güçlü bir kültür inşa etmek her CEO’nun gündemindeki ilk madde midir? Hayır. Peki bu sadece bizim gözlemimiz mi? Pek sayılmaz.


Çünkü yetenek odaklı bir kültür oluşturmak kolay değil; onu, kurumsal dokümanlara serpiştirilmiş parlak cümlelerin ya da ilgisiz sosyal medya kitleleri için hazırlanmış, içi boş ve tekrar eden “insani” mesajların ötesine taşıyabilmek çok daha zor. Gerçek bir kültür, söylemle değil; günlük kararlarla, davranışlarla ve tutarlılıkla ayakta kalıyor.


Bir şirket, yeteneklerin gerçekten gelişip büyüyebileceği bir kültür kurmaya çalıştığında, çoğu zaman sorunun köküne inmek yerine, yalnızca yüzeyde görünen belirtileri ele alan yan çözümlere yöneliyor. Bu çözümleri gerekçelendirmek için de sıkça aynı klişeler dolaşıma giriyor:

“Yeni nesil farklı, onları daha iyi anlamamız gerekiyor.”

“Net bir misyonumuz yok.”

“Yeni nesil sadece start-up’larda çalışmak istiyor; biz de happy hour gibi şeyler yapmalıyız.”


Bu örnekler uzatılabilir. Bazıları sorunun ruhuna kısmen temas etse de, kurumlar çoğunlukla meseleyi derinlemesine ele almak yerine, yüzeye dokunan büyük miktarda içerik üretmeye devam ediyor. Oysa yeteneklerin dile getirdiği şikâyetler genellikle basit ve birbirine çok benzer. Bunları açık oturumlarda, çalışan bağlılığı anketlerinde, koçluk görüşmelerinde defalarca duyuyoruz. Şirketler bu geri bildirimlere sağır değil; ancak uzun ve sıkıcı İK geri bildirim toplantılarında geliştirilen çözümler sonucunda somut olarak çok az şey değişiyor. Değişen çoğu zaman yalnızca, CEO’nun uzayan happy hour’larda birkaç çalışanla sarılıp poz verdiği Instagram paylaşımları oluyor.


Ortaya çıkan tablo ise net: Sorunun asıl nedenine odaklanmak yerine, çözüm arıyormuş gibi görünmenin daha güvenli bir yol olarak tercih edilmesi.


Bu yaklaşım zaman zaman doğru tonda konuşuyormuş hissi yaratabilir; ancak yeteneklerin gerçek ihtiyaçlarına karşılık verecek uzun soluklu ve tutarlı bir dönüşümü beraberinde getirmez.

Dogma Alares’te ise işe en baştan, kültürel ilkelerimizi netleştirerek başlıyoruz. Çalışanlar, yöneticiler ve hissedarlar olarak günlük hayatta referans alabileceğimiz bu ilkelerin, kültürümüzü şekillendirecek temel yapı taşı olduğuna inanıyoruz. Bizim için bu yaklaşım, yeteneğe gerçekten değer verdiğimizi göstermenin ve bu alanda ortaya çıkabilecek konuları ilkelere dayalı, tutarlı bir şekilde ele almanın en sağlam başlangıç noktası. Odaklandığımız üç temel kültürel ilke var:


1. Kendime ve kişisel gelişimime saygı duyarım. Kendi gelişimime yatırım yaparım. Öğrenmeye açık olur, kendimi sürekli geliştirmeyi sorumluluğum olarak görürüm. Şirketteki unvanım beni tanımlamaz; katkım ve duruşum tanımlar.


2. Mesleğime saygı duyarım. Birlikte çalışarak etki yaratırım. Bilgi paylaşımını önemser, kendi alanımdaki bilgi birikiminin gelişmesine katkıda bulunurum. Başarıyı bireysel değil, kolektif bir çıktı olarak görürüm.


3. İş hayatında dürüstlük ve bütünlük için yüksek standartları savunurum. Söylediğimi yaparım. Karar alma süreçlerinde şeffaflığı, farklı bakış açılarına saygıyı ve çeşitliliği gözetirim. Güveni, yaptıklarımla inşa ederim.


Bu ilkeler, kültür üzerine yapılan yapay ve yüzeysel tartışmalardan yorulmuş birçok çalışma arkadaşımızı dinleyerek şekillendirildi. Dogma Alares’i; insanların burada geçirdikleri süre boyunca kendilerini geliştirebildiği, sürekli öğrenmenin doğal bir parçası olduğu ve bunun müşteriler için yüksek kaliteli çıktılara dönüştüğü bir ortam olarak tasarladık. Verilen sözlerin tutulduğu, kararların adil olduğu ve bu adalet duygusunun herkes tarafından hissedildiği bir çalışma düzenini önemsiyoruz.


Bu alanlardan herhangi biri aksadığında, konunun açıkça konuşulabildiği bir kültürümüz var. Ancak bunun da bir karşılığı var. Açık bir tartışma talep ediyorsanız, gerçekten açık bir tartışmaya hazır olmalısınız. Geri bildirim ya da bir probleme çözüm istiyorsanız, duyacaklarınıza da hazır olmanız gerekir.


Bu ilkeleri bir başlangıç noktası olarak görüyoruz. Çalışanlarımızın, yöneticilerimizin ve hissedarlarımızın, zaman içinde bu ilkeleri birlikte zenginleştirmesini bekliyoruz. Yukarıdaki ilkelerin, Dogma Alares ve ekibimiz için üç temel sonucu olacağına inanıyoruz:


  1. Bu ilkelere değer veren yetenekler için güçlü bir çekim merkezi olmak,

  2. Memnun ve güven duyan müşterilerle uzun soluklu ilişkiler kurmak,

  3. Düşük çalışan devir oranı ile sürdürülebilir bir ekip yapısı oluşturmak.


Bu yaklaşımın gerçek karşılığı tek bir yerde ortaya çıkar: ilkelerimize tavizsiz bağlılıkta.


Ancak burada durmayacağız. Bu ilkelerin gerçek bir anlam kazanmasının, ancak zaman içinde, doğru bir çalışma ortamında sınanmalarıyla mümkün olduğuna inanıyoruz. Asıl belirleyici olan; bu ilkelerin, kıdemli ekip üyelerinin tavizsiz inancı ve destekleyici duruşuyla gerçekten sahiplenilmesi, yaşatılması ve korunmasıdır.


Söylediklerimizin değerini, yaptıklarımızla kanıtlamak istiyoruz. Bu nedenle, temel değerlerimizle ilgili deneyimlerimizi paylaştığımız altı ayda bir yayımlanacak takip hikâyeleri yayınlayacağız. Amacımız; bu ilkelerin yalnızca Dogma Alares’te değil, zaman içinde daha fazla şirket tarafından benimsenebileceği ve birlikte geliştirilebileceği bir zemin oluşturmak.


Geri bildirimlerinizi bizimle paylaşın. Daha fazla deneyim, daha açık diyalog ve daha fazla katılım; bizi birlikte zenginleştirecek.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page